Kırım – RF: inanca saldırı

Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

Rusya Kırımı işgal ederek yüzyıllık hayalini gerçekleşti – boğazları ve dolayısıyla Karadenizi tam kontrol altına aldı. Karadeniz ülkelerinden en güçlü olan Turkiye’nin filosu hemen önemini kaybetti. Kırım konumundaki füzelerın menzili Karadenizi Rusyanın iç gölüne dönüştürerek boğazları tamamen “mühürlüyor”. Fakat Rusya’ya işgal ettiği arazide tam ve nihai hakim olmak için daha bir adım atmak kaldı: Müslümanların ve Kırım Tatarlarının vatan evi olan Kırım yarımadasını kendi mülkiyetine çevirmek. Bunun için inancını kırıp ve onurunu ezip köklü milleti fethetmek zorundadır. 

Moskova her zaman Çeçenistandaki dindaşlarımızı kovuşturdu, şimdi ise bunu Kırımda ve müslim turkmenleri parçalayarak Suriyede yapıyor. Putin tam milletleri suçlu ilan etmekte ustadır. Vaktinde bu yöntemi çeçenler üzerinde başarıyla denedi: sen çeçensen – sen artık suçlusun. Şimdi de Putin yarımadanın ilhakından sonra ona sevgilerini ve sadakatlarını göstermeyen Kırım Tatarlarına el sürdü. Eylemlerini “Kırım Tatar halkının depolitizasyonu” gibi güzel sözleriyle ikiyüzlüce örtüyor. Bunu aşama aşama yapıyor. Başlıca çabalar Kurultay-Meclis yapısındaki milli liderlerin yok etmesine yönelikti. Mustafa Abdülcemil Kırımoğluyu ve Meclis Başkanı Refat Çubarovu işgalcılar tarafına geçmeye zorlamaya yönelik tüm girişimlerin başarısız çıktığı için Kırıma girişleri yasaklanmış. Meclis Başkan yardımcıları İlmi Umerov ve Ahtem Çıygöz’ün iradelerini zindanda kıramayarak uluslararası kamuoyunun baskısı altında ve Türkiye Cumhurbaşkanın şahsi çabaları sayesinde hapisten serbest bırakıp onları da Kırımdan dış etmişler. 

Tabi ki Kremlin tüm Kırım Tatarlarının gitmelerini çok istedi. Fakat gitmediler. Bu nedenle işgalcılar ikinci aşamaya geçtiler: “depolitizasyonu geçmiş” anlamına gelmeyen herkesi Kırımı terketmeye zorlamak. Bu ise rejimi desteklemeyen aydınlar, toplum ve dini eylemciler, avukatlar ve gazetecilerdir. Bu amaca varmak için hem keskin yöntemler: Kırım Tatar dilinde eğitim veren okulların ve sınıfların kapatılması, Simferopol üniversitesinde Kırım Tatar filologi fakültesinin kaldırılması, Kırım-TV da Kırım Tatar kanalına baskı, avukatlık yapması yasaklanması, hem de basit yöntemler: korkutmacalar, dövülmeler, bastırmalar, uydurma bahaneler ile cesai kovuşturma, akrabalara baskı da kullanılmaktadır. Ve söylemelidir ki: işgal makamları ve yerli kuklalar bu faaliyette başardılar. Şimdi kalanları yıldırmak istiyorlar ve bu ise sözde “depolitizasyonun” üçüncü aşamasıdır. 

İşte burada işgal rejiminin eylemlerinde yeni çok tehlikeli fenomen çıktı: siyasi boyutun ardından (Meclisin yasaklanması) dini boyutta da kamçının kullanılmasına başlanmış. Şimdi de tabii çoğunluğu Kırım Tatarları olduğu bütün Kırım Müslümanları kitlesel boyuta ulaşan baskılara maruz kalıyorlar. Makamlar özel deliller bile bulmak için çaba harcamıyorlar – “aşırıcılar” listesine dahil olunmak ve hapsedilmek için yasak kitaplardan bir dini kitap yeterlidir. Kırımda siyasi davalar korkutma eylemi olarak kullanılmakta iken inanç davalar açılması – daha ciddi eşyalara el uzatmasıdır. Ne de olsa siyasi görüşler farklı olabilir. Fakat etniklilik veya inançtan söz edilir ise – bu bel altı vuruştur, cünkü bu halde her Müslüman veya Kırım Tatarı “aşırıcı” veya “terörist” olarak adlandırılabilir. 

Kırım Tatarları rus makamların bu eylemlerine karşı tepki göstermekten çekinemediler. 14 Ekim günü 100’e kadar Kırım Tatarları polis keyfiliğine ve Kırım Müslümanların terör ve aşırılıkla suçlanmasıya karşı protesto etmek için yol kenarına çıktı. “Biz terörist değiliz! Çocuklarımız terörist değildirler!” yazılı pankartlar daimi korku altında yaşamaya ve rus emniyet görevlileri beklemeye yorulan genç ve yaşlı insanlar tarafından bir saata kadar taşındı. Tek kişilik protestolar rus mevzuatına aykırı değildir. Fakat bu da “polisler” ve sivil kıyafetli kişiler tarafından farklı bahaneler ile birkaç on kişinin tutuklanmasını engellemedi.

Gözaltına alınan Abdullayev kardeşlerin annesi Diyara Abdullayeva çok duygusal ama tamamen haklı olan ve Kırımdaki durumu net bir şekilde yansıtan sözlerle Rusya cumhurbaşkanına başvurmuştur:

“Bu zulmü, halkımızın aşağılanmasını durdurun. Ne elde etmek istiyorsunuz? Kırım’da teröristlerin, herhangi bir terrör örgütünün olmadığını herkes biliyor. Örgütler uyduruluyor, düzmece cezai davalar uyduruluyor ve düzmece kararlar veriliyor. Şu an 1937 yılında değiliz. Bu şekilde Kırım Tatarlarından, Müslümanlardan kurtulmak istediğinizi düşünmeye başlıyoruz. Onlar suçlanabilir, yok edebilir ve Müslümanlarsa bu terrorist anlamına geliyor. Kapalı olarak düzenen duruşmalar aleniyet ilkesinin ihlalidir. Kırım Tatarlarına karşı yapılan baskıları, Müslümanlara uygulanan zulmün durdurulmasını talep ediyoruz ve onları serbest bırakmaya çağırıyoruz.”

Buna bir şey ekleme gereği yoktur.

http://www.youreporter.it/gallerie/Crimea_Russian_Federation_Assault_on_Faith#1